Bir Proje Yöneticisinin gözünden: 2019’da Türkiye’de Proje Yönetimi

Pek çoğunuzun bildiği gibi, 2017 yılından bu yana İZGE Yazılım Eğitim Danışmanlık‘ın ortaklarından biri olarak, özellikle proje yönetimi, çevik proje yönetimi, PMO kurulumları konularında eğitim ve danışmanlıklar sağlamaktayım.

2019’da Proje Yönetimi

2017’den bu yana farklı sektörlerde farklı büyüklüklerde pek çok kuruluşla temas halindeyiz. Bu 3 yıllık deneyimde, 2019’un, diğerlerinden biraz farklılaştığını söylemem gerek. Bu yazıyı kaleme alma sebebim, diğerlerinden daha farklı geçen 2019’u anlamak. Bize, bizimle ilgili ne söylüyor, biraz dillendirmek, diyebiliriz.

2019’un gerek kamu, gerekse özel sektör için hiç kolay geçmediğini söylemeliyiz, her şeyden önce. Ekonomik belirsizlikler ve zorluklarla hatırlayacağımız bir yıl olacak. Kamu’da temel ve gerekli faaliyetler dışında ödeneklerin sınırlandığı, özel sektörün ise önünü görmeden harcama ve yatırımdan kaçındığı bir dönemdi.

Buna rağmen, proje yönetimi, iş analizi, çevik proje yönetimi, PMO kurulumları konusunda kuruluşların pek çoğunun eğitim veya danışmanlıkla ilgili bilgi almak için arayıp sorması, ziyaret etmesi, davet etmesi gibi girişimlerle önceki yıllara göre daha sık karşılaştık. Bu görüşmelerin ardından eğitim ve danışmanlıkların bir bölümünün gerçekleşmiş olması da, ekonomik zorluklar içinde bile olsa, kuruluşların bu yetkinlik ve yeterlilikleri artık bir “lüks” olarak değil, “zorunluluk” olarak görmeye başladıkları anlamını çıkarmamıza sebep oldu.

 

 

2019’daki bu gelişmenin kökeninde ne olduğunu anlamak, Türkiye’de iş yapma şekillerimizi ve gelecekte doğacak ihtiyaçları anlamak açısından önemli görünüyor.

Son 20 yıldır konuştuğumuz “global dünya”nın tam ortasındayız artık.

Uluslararası ve çok taraflı yürüyen işler ve projelere daha fazla dahil oluyoruz. Ülke genelinde yürüyen pek çok “mega” ve “büyük” proje var. İstanbul Havalimanından, hızlı tren hatlarına, Çanakkale Köprüsünden elektrikli arabaya, şehir hastanelerinden elektronik devlete… Ayrıca, belki daha da önemlisi, eğer biz bu “dijitalleşme” denen şeye ayak uyduramazsak, ne yurtiçinde ne de yurtdışında pazarda yer almamız mümkün olmayacak. Dijitalleşme ise başka şekilde düşünme ve davranmayı gerektiriyor. Yani, internete, yeni pazarlamaya, pazara göre ürün geliştirmeye, müşteriyi daha fazla dahil etmeye, çözüm ortaklıkları geliştirme ve onlarla çalışmaya alışkanlığı geliştirmeye… velhasılı kelam: proje yönetimi yetkinliklerine ihtiyaç duyuyoruz. Tüm sektörlerde hizmetin dijital biçimlenebilmesi için altyapı ve güvenlik (siber güvenlik) ihtiyaçları artıyor. Ve her projede, farklı disiplinlere ait çözümlerin ürün veya hizmeti doğru şekilde destekleyip doğru entegre olma gereksinimimiz her gün biraz daha artıyor. Bu projelerin pek çoğunda farklı alanlardan büyük kuruluşlarla birlikte, onların alt yüklenicileri de görev alıyor.

 

Bu gelişmeler bizi birkaç katmanda proje yönetimi konusunda daha olgun olmak zorunda bırakıyor. Hizmet ve ürün  üretmek ve ulusal ve uluslararası arenadan varlığımızı sürdürmek. Büyük kuruluşlar bu anlamda daha etkin olmak ve kayıplarını azaltmak zorunda olduklarını anlıyorlar, ve bunun yolunun da ekip olarak aynı dili konuşmaları gerektiğini fark ediyorlar. İşte ilk katman burası.

 

İkinci katmanda ise çoğunlukla orta büyüklükte ve büyümekte olan KOBİ’ler var: Onlar için değişim içeriden değil dışarıdan tetikleniyor. İş yaptıkları kuruluşlar, müşterileri, bu katmandaki KOBİ’lerin kendileri ile aynı dili konuşmasını talep ediyor.

Bir de coğrafi dağılıma göz atalım: proje yönetimi yetkinliği konusunun Türkiye’nin hemen hemen tüm illerinde gündeme geldiğini görüyoruz, özellikle Teknoloji Geliştirme Merkezlerinde ve işlerini uluslararasılaştırma seviyesine gelmiş olan KOBİ ve kurumsal şirketlerde. Şimdilik ağırlıklı olarak proje yönetimi yetkinliğini geliştirmek üzere eğitim ihtiyacı öne çıkarken, bir sonraki aşamada bu yetkinliğin kurumsal seviyeye nasıl taşınacağı konusunda oluşmaya başladığını görüyoruz.

Değişim ve sürekli devinimi gerekli kılan bir diğer unsur da mevzuat ve yasal düzenlemeler. Türkiye’nin rekabetçi ortamını sağlamak ve sürdürmek üzere geliştirilen ve uygulamaya alınan mevzuat, hem proje yönetimi, hem de program-portföy yönetimine dair gereklilikleri ortaya koymaya başladı.

Hem olgunluk seviyesi yükseldikçe kurumsal süreçlere olan ihtiyaç hem de yasal düzenlemeler 2019’da PYO’ların (Proje Yönetim Ofisleri) daha fazla gündemimizde olmasını sağladı.

2020’de neler var?

2020’de proje yönetimini öğrenme konusundaki ihtiyacımızın artacağını ve coğrafi olarak ihtiyacın daha fazla dağılacağını tahmin ediyoruz. PYO ihtiyaçları da artacaktır. 2020’de bir noktanın daha fazla farkına varacağımızı tahmin ediyoruz: Eğitimler alsak da, PYO’lar kursak da, bunların hem etkinliği, hem de başarısı, proje ekiplerinin iç ve dış iletişiminde saklı.

  • İşi bir bütün olarak görebiliyor muyuz?
  • Stratejik önceliklerimize göre birimler arasında işleri önceliklendirebiliyor muyuz?
  • Kendi işimizin kaygılarını mı taşıyoruz, bütüne dair kaygılar mı?

soruları bu anlamda ilk akla gelenler. Her birimiz proje yönetimini ne kadar iyi bilirsek bilelim, kurumsal anlamda dokümante edilmiş süreçlerimiz olursa olsun, iş kaygılarımız örtüşmüyorsa, sonuca birlikte gidemeyebiliriz. (Diğer bir ifadeyle, birlikte sonuçsuz kalabiliriz)

2020, Türkiye’deki kuruluşların çoğunun, ekip olmanın önemini vurgulu bir şekilde anlayacağı bir yıl olacak gibi görünüyor. Hedefe doğru, birlikte hareket etmenin önemini günlük hayatta daha fazla göreceğimiz, ve bu konudaki tekniklerimizi geliştirme ihtiyacımızın daha görünür olacağı. 1+1=2 etmiyor. 1+1=2’den çok daha fazlası ediyor. Biz buna, “liderlik” diyoruz. 2020’de proje yönetimine yeni başayanlar henüz teknik yetkinlikleri değerlendirmeye ve konuşmaya devam edecekler. Zaten proje yönetimi dünyasına girmiş ve bunu önemli bir ihtiyaç olarak görmeye başlamış olanlar ise “etkili iletişim” “etkileşim” ve “liderlik” konularını daha fazla tartışıyor ve projelerini etkin yönetmek için bahsettiğimiz bu “yumuşak yetkinlik”leri devreye almaya çalışıyor olacaklar.

2020’de büyük projelerin alt yüklenicileri ile birlikte daha esnek ve hızlı yönetilmesini sağlamak amacıyla esnek sözleşme yönetimi ihtiyacının konuşulmaya başlanacağını da hissediyoruz ve bu konuyu da başka bir yazıda ayrıca değerlendireceğiz.

Siz, Türkiye’de proje yönetiminde başka hangi konuların daha ön plana çıkacağını düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bu yazının altında paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Hepimiz için sevdiklerimizle, barış içinde, çalışarak ve üreterek geçecek bir yıl olmasını dilerim.

Yazar: Dilek KOÇAK



EnglishTürkçe