OTODİDAKT: Kendi Başına Öğrenmenin Altın Çağı

Hiç kendi başınıza bir dil öğrendiniz mi? Ya da bir bilgisayar programı ya da bir dans veya bir müzik aleti?

Hepimizin çevresinde zaman zaman imrendiğimiz bu insanları hep görürüz. İnternet kaynaklarından basılı materyallere kadar edinip dil öğrenen, video içerikleri ile yeni bir müzik aleti çalmayı deneyen…

Hangimiz istemez ki böylesine iç disiplini yüksek, herhangi bir sisteme bağlı kalmadan kendi sistemi ile harikalar yaratan insanları.

Peki hazır sistem demişken sisteme karşı koyup dünyayı değiştirenlere de bir göz atsak mı

Mesela Bill Gates’e , Virginia Woolf’a Leonardo Da Vinci ‘ye yada Charles Darwin’e…

Bu konu nasıl oldu da buraya geldi diyebilirsiniz.Sıkı durun. Öncesinde bahsettiğim iki argümanın da ortak yanı şu: sisteme karşı koyarken yeni bir şeyler üretebilmek.

Bu insanlar okula gitmeden ya da sıkı bir disipline maruz kalmadan nasıl oluyor da gitar çalmayı, kitap yazmayı ya da dil öğrenmeyi başarıyor?

İlk olarak aklımıza gelecek en kolay cevap: Merak duygusu. Rehberiniz merakınız ve öğrenme isteğiniz. Tam da bununla ilgili Queens College ve South Carolina Üniversitesi’nin yayımladığı bir çalışma var. 100 milyondan fazla kullanıcısı olan 20 den fazla dil seçeneği olan Duolingo uygulamasında katılımcıların faaliyetleri izleniyor. Bu süreçte derslere devam durumları ve sergiledikleri performanslar baz alınıyor. Ortaya çıkan sonuç: “Tamam

Hadi gelin bu kadar konuşmuşken şu konuyu biraz daha açalım: 20 den fazla dilin olduğu ve 100 milyondan fazla kullanıcısı olan Duolingo ile 2012 de Queens College ve South Carolina Üniversitesi’nin yayımladığı verilere göre “dil öğreniminde en çok verim alan kesim pratik amaçlı kullanım için öğrenmeyi amaçlayanlar olurkeni teorik amaçlı kullanmaya hedefleyenler bu durum gitgide azalıyor.”

 

Burada da odaklandığımız nokta pratik amaçlı kullanan insanların motivasyonu -örneğin uçak bileti check-in i yada bir restoranda sipariş verme olarak düşünebilirz- en önemli faktör olarak tanımlanmış.

Şimdi de gelelim bir diğer cevaba: Öğrenme Şekliniz

İngiltere Psikoloji Derneği’nin bloğunda bilişsel bilimlerde çalışan Christian Jarrett tarafından yayımlanan analizler şöyle :” Her birimizin öğrenme şekli ne denli biricik de olsa öğrenme şeklimiz bireysel tercihlerimize değil bize öğretilen materyallere bağlı.” Örneğin yeni başlayanlar için öğrenme sürecinde örnekler üzerinden gitmek faydalı olurken konu hakkında biraz daha fikir sahibi olan bireyler bu süreç problem çözerek iyileşiyor.

Bunun ileriki aşamalarını beyin haritaları, çizimler, grafikler gibi çeşitli aktiviteler izliyor.

Bahsedilmesi gereken son önemli nokta ise vakum öğrenmesi. Yani boşluklu öğrenme de diyebiliriz. Bu noktada 2013’te yapılan bir çalışma sonucunda elde edilen verilen şu yönde:

Kaydolunan online derslerde devamlılık sadece %5 – ki burda da yüzyüze eğitimden çok daha düşük bir rakamdan bahsediyoruz. Peki vakum öğrenmesi burada nasıl bir rol üstleniyor?

 

Boles bu konuyu şöyle özetliyor: “ Çevremizde inanılmaz bir bilgi bombardımanı var. Ancak biz bu bilgileri anlamlı bir şekilde bir araya getiremezsek bu bilgi havuzunda kaybolup “aha” anlarımızı kaçırıyoruz.”

 

Bizler de İZGE olarak eğitimlerimizde her katılımcımızın öğrenme sürecini önemsiyor ve bu doğrultuda interaktif fikir paylaşımları ve beyin fırtınaları ile süreçlerimizde ve projelerimizde bu anları “Çevik Yaklaşımlar” ile yakalayarak öğrenme süreçlerimizi dönüştürmeyi hedefliyoruz.


Kaynak: PscyhologyToday (The Golden Age of Teaching Yourself Anything)